BİZİ TAKİP EDİN
Basın 01 OCAK 2017 / 00:00

Kültür Gündemi - Münir Üstün Röportaj

Kâzım Berkay Özkardaş, Münir Üstün ile kültür ve sanat üzerine konuştu.

Münir Bey, birçok işle meşgulsünüz fakat ben sorularımı yayıncı tarafınızı öne çıkararak sürdüreceğim; zira diğer sorularımda da belirteceğim üzere ülkemizde kültürel alanda bir hareketlenme, kayan eksenin yerine oturtulması söz konusu. Bu noktada da sizin fikirlerinizin alınması gerektiğini düşünüyorum. Basın Yayın Birliği’nin başkanlığını yürütmektesiniz. Türkiye’deki ve dünyadaki basın yayın faaliyetlerinin hepsini yakından takip etmek fırsatına sahipsiniz. Ülkemizdeki faaliyetlerle dünyadaki yayın faaliyetlerini karşılaştırırsak, ülkemizde neşv ü nema bulan işler nereye denk düşmektedir?

Burada genel bir cevap vermek lazım… Bir keresinde yanlış hatırlamıyorsam Norveçli bir yayınevi yetkilisi ifade özgürlüğünden dem vurarak biraz da eleştirel bir tutumla sorular sorduğunda bir cevap vermiştim: "Keşke bizim de tek derdimiz nesli tükenen fok balıkları olsaydı!" Ben bu ve benzeri soruları böyle değerlendirmek lazım… Sebepleri başka bir bahis ancak mevcut durumda çok temel eksiklerimiz bulunuyor dolayısıyla bu adil olmayan bir kıyaslama aslında… Yakın bir zamana kadar ancak üye aidatlarıyla ayakta duran bir kurumun başkanı olarak, milyar dolarlık bütçeye sahip ve yüzlerce çalışanı bulunan Alman Yayıncılar Birliği'yle kıyaslanmak abesle iştigal oluyor… Tabii ki bu uzun vadeli ve kalitatif hedeflerimiz olmadığı anlamına gelmiyor, ancak zamana ihtiyacımız var. Emin adımlar attığımızı söyleyebilirim.

Son zamanlarda İtibar, Fayrap, Cins ve Lacivert dergilerinin büyük katkılarıyla ülkemizdeki Kültürel İktidar ve Yerlilik-Millilik konuları sorgulanmaya başlandı ve bazı pastalardan büyük pay alanlar –tabirimi mâzur görün- homurdanmaya başladı. Siz bir yayıncı gözüyle bu hususlara nasıl bakıyorsunuz?

Bizim tarihsel ve toplumsal hafızamız aslında liyakat ve ehliyetin önemini yadsınamaz bir gerçek olarak ortaya koyar. Ancak zamanla, öncelik sıralamalarımızın yer değiştirdiğini söylemem lazım. Mikro bir örnekle, köy muhtarı, muhtarlığından dolayı itibar görmez, zaten en muteber olan köy muhtarı seçilirdi. Alanımıza dönersek, bu anlamda altı boş hiçbir iktidarın uzun süre hükmetmesi mümkün değil… Çeşitlilik özellikle rekabet anlamında her zaman toplum faydasınadır. Kim ne pay alıyor bilmiyorum ancak çarşıyı boş bırakırsanız, gelenler ne kalite karşılaştırması yapabilirler, ne de tercih hakları olur.

Suistimal ve kalite problemleriyle karşılaşırsınız. Fizik boşluk kaldırmaz… İşin doğası da budur zaten.

Profil Kitap, Türk şiirinin yaşayan yahut şiir yayınlayan en yetkin isimlerinin kitaplarını basmaya devam ediyor.  “Şiir kitapları satmaz, para kazandırmaz.” gibi bir algı vardır toplum genelinde. Sahiden diğer türlere göre daha az paraya dönen bir tür mü şiir ve eğer sorumu olumlarsanız, bunun nedeni nedir? Bir soruyu daha konu dahilinde buraya eklemleyeyim. Özellikle Kuzey ülkelerinde şiir kitaplarının ve dergilerin çok fazla teşvik gördüğü söyleniyor. Ülkemize kıyasla durum nedir?

Şiirin daha az sattığı doğru. Normali de bu aslında. Her okurdan şiir okumasını bekleyemezsiniz. Sanatın en saf hallerinden birisi. Karşılık bulmaması çok normal. Belki de kıymetli yapan da budur zaten. Ancak bizim bazı yanlış yerleşmiş ve yersiz özeleştirilerimiz olduğunu düşünüyorum ben. Dünya'nın pek çok ülkesinde fuarlara katıldım ve kitapevlerini ziyaret ettim. İsviçreliler şu kadar okuyor, Koreliler bu kadar okuyor. Okuyorlar da ne okuyorlar? Dünyanın hiçbir yerinde okunan kitapların %80 i şiir kitapları ya da kültürel ve sanatsal eserler değil. Orada da bunlar belirli bir kesime hitap ediyor. İngiltere'de bir kitabevine girdiğinizde içerideki kitapların yarısından çoğunun cep boy güncel atıştırmalık kitaplar olduğunu görürsünüz. Toparlamak için, biz okuyoruz, bakmayın siz aksi yönde yapılan propagandaya. Şiirse söz konusu olan, zaten biz bir şiir medeniyetiyiz. Pek kimse o anlamda elimize su dökemez. Bizim gündelik diyaloglarımız, aile içi sohbetlerimiz dahi şiirsel pek çok anlamda… Şiir kitapları ise bunun kurumsallaşmış hali. İşin içine böyle bir metodoloji ya da emek isteyen bir cephe katıldığında ise aslında genel olarak geride kaldığımız alan çıkıyor ortaya.

Kuzey ülkelerinde bu tarz teşvikler var evet. Eğitim seviyesi, gelir bandı, bunlar çok önemli etkenler. Bir kitabın 25 avroya satıldığı ve çok sınırlı üretimin olduğu ülkeler bunlar. Bunu da dikkate almak lazım. Bu insanların, siyasetle ilgilenmeleri gerekmiyor, hala oturtmakla uğraştıkları ve bizim kadar git-gel ler yaşadıkları kültürel bir atmosfere de sahip değiller. Her coğrafya bu anlamda kendi şartlarıyla değerlendirilmeli dolayısıyla. Fok balıklarını önemsiyorum.

Son zamanlarda Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın ayrılıp Kültür ve Medeniyet Bakanlığı olarak yoluna devam etmesi tartışılıyor gazetelerde. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bence isabet olur. Garip bir birliktelik zaten. Az önce bahsettiğim kültürel oturmamışlıktan geliyor bu da. Kültür Bakanlığı'nın tarihi eserler ve turistik değerleri bakış açısından ayrıştırılıp aslına rücu etmesi anlamında olumlu bir adım olarak görüyorum. Medeniyet Bakanlığı olmalı…

Kültürü devlet bazında ve genel bazda konuştuk, biraz da şahsî tecrübelerinizden yola çıkmanızı gerektirecek bir soru sormak istiyorum. İşin en nihayetinde, bu kültürün şekillenmesinde rol oynayan insanlar var ve siz bu şahısların çoğuyla arkadaş sayılırsınız. Bu güzel dizeleri yahut satırları yazan insanlarla arkadaşlık etmek nasıl bir duygu? Bazı okurlar hayran olduğu yazarlarla tanışınca hayal kırıklığına uğradığını söyleyebiliyor mesela. Siz tanışmanın ötesinde devamlı içli dışlı olmak mecburiyetindesiniz. Ne hissediyorsunuz?

Çok doğal bir süreç bu. Biz de uzaktan hayranı olduğumuz, yanında konuşmaktan çekindiğimiz çok güzel insanlara aynı yabancı gözlerle bakarak başladık kariyerimize. Ancak yakınlaşınca fark ettiğiniz başka bir şey var. Onlar da insan. Seviniyorlar, üzülüyorlar, hassas oldukları şeyler var. Bu taraflarını kaçırabiliyor insanlar uzaktan bakınca. Yaşamını idame ettirmesi gereken, tuttuğu takımın maçını heyecanla izleyen, çocuğunun okulda yaşadığı sorunlarla boğuşan yani hepimiz gibi insanlar. Her an bulutların üzerinde ya da hayaller aleminde değiller, olamazlar. Bu mudur hayal kırıklığına uğratan bilmiyorum. Ama her biri farklı özelliklere sahip sıradışı insanlar bir yandan da… Ben çok mutluyum böyle kıymetli insanlarla aynı mekanları paylaşmaktan ve birlikte vakit geçirmekten. Severek devam ettiğim işimin hayatıma kattığı en önemli zenginlik onlar.

Son olarak, yayıncılık hayatımızdaki eksiklikler nelerdir diye sormak istiyorum. “Şu da olsa çok iyi olurdu.” diyebileceğiniz bir şey/şeyler var mı?

Gerçekçi adımlar atıyoruz. Şu da olsa çok iyi olurdu? Yapı gereği bunu söylemeyi doğru bulmuyorum. Olması gerektiğini düşündüğümüz şeyleri birer birer hayata geçirmeye çalışıyoruz.

Kültür dünyasının pek çok aktörüyle zaten birlikteyiz ve her fikri, her öneriyi değerlendiriyoruz. Tabi ki eksikler var ancak bunlar çok somut ve uzun vadeli planlarımızda yer alan noktalar zaten. Temel problemleri aşar aşmaz, aslında sorunuzun da cevabı olan içerik ve kaliteye yönelik çalışmalar yapmamız gerekiyor. 

http://kulturgundemi.com/soylesi/munir-ustun-olmasi-gerektigini-dusundugumuz-seyleri-birer-birer-hayata-gecirmeye-calisiyoruz-haber-23836